Harry Potter evreninin en korkulan ismi, büyücü dünyasının en büyük tehdidi, kendi takipçilerinin bile ürktüğü Lord Voldemort’un karanlık yolu seçmesinin ardında derin sebepler yatıyor. Peki, onu bu noktaya getiren neydi? En büyük nedenlerden biri, anne ve baba sevgisinden mahrum, yalnız ve öksüz bir çocuk olarak büyümesiydi.

Kendi Kanına Savaş Açan Bir Melez
Voldemort’un safkan büyücülere verdiği değer ve muggle doğumlu büyücülere duyduğu nefret herkes tarafından bilinir. O, büyücü dünyasında safkan olmayan herkesi dışlamış, hatta yok etmeye çalışmıştır. Ancak ironik bir şekilde kendisi de bir melezdi. Peki, bu paradoks nereden kaynaklanıyordu?
Bu takıntının temelinde annesinin kökeni yatıyordu. Voldemort’un annesi Merope Gaunt, büyücülük dünyasının en köklü soylarından biri olan Salazar Slytherin’in torunuydu. Bu bağ, Gaunt ailesine büyük bir prestij kazandırmıştı. Ancak Merope, ailesinin katı safkan anlayışına rağmen bir muggle olan Tom Riddle’a âşık oldu. Ne yazık ki bu aşk karşılıksızdı.
Merope, sevdiği adamı elde etmek için onu büyüyle kendisine bağladı. Tom Riddle bu büyünün etkisi altında yıllarca onunla yaşadı. Ancak Merope bir gün büyüyü kaldırdığında, Tom gerçeği öğrenir öğrenmez onu terk etti. Üstelik Merope, o sırada hamileydi. Yaşadığı acıya dayanamayan kadın, bebeğini bir yetimhanede doğurdu ve kısa süre sonra hayata gözlerini yumdu.

Yetimhanede Büyüyen Bir Çocuk: Tom Riddle
Annesinin ölümünün ardından, Tom Marvolo Riddle Londra’daki bir yetimhanede büyüdü. Ailesiz, sevgisiz ve dışlanmış bir çocuk olarak kendini her zaman farklı hissediyordu. Zaten yetimhane yıllarında bile yaşıtlarına zorbalık yapan, onları manipüle eden biriydi. İçindeki bu farklılığın ne olduğunu tam olarak bilmese de, içinde büyük bir güç olduğunu hissediyordu.
Bu güç, Albus Dumbledore’un yetimhaneyi ziyaretiyle netlik kazandı. Dumbledore, ona bir büyücü olduğunu ve Hogwarts’ta eğitim alacağını söyledi. Böylece Tom Riddle’ın büyücülük dünyasına adım atma serüveni başlamış oldu.
Voldemort’un Asıl Motivasyonu Neydi?
Peki, Tom Riddle neden mutlak gücü elde etmeye ve ölümsüz olmaya bu kadar takıntılıydı? İşte burada asıl mesele devreye giriyor. Lord Voldemort’un içinde en değerli insani duygular yoktu: Sevgi ve bağ kurma yetisi.
Bunun nedeni, annesinin babasına aşk iksiri içirmiş olmasıydı. Aşk iksiriyle doğan bir çocuk, gerçek sevgi hissini asla deneyimleyemezdi. Voldemort da kimseye karşı ne aşk ne de bağlılık hissedebildi. Hayatı boyunca bir boşluk içindeydi ve bunu doldurmanın tek yolunu güç ve ölümsüzlükte aradı.
Hogwarts yıllarında karanlık sanatlara karşı büyük bir ilgi geliştirdi. Kütüphanedeki yasaklı kitapları okudu, hortkuluklar üzerine araştırmalar yaptı ve kendini ölümsüz kılmanın yollarını aradı. Mezun olduktan sonra Hogwarts’ta Karanlık Sanatlara Karşı Savunma hocası olmak istedi, ancak Dumbledore bu isteği reddetti. Belki de Voldemort, gerçekten normal bir hayat sürmek istiyordu, belki de yalnızca Hogwarts’ın kütüphanesindeki güçlü büyüleri keşfetmeye devam etmek istiyordu. Ancak bu reddediliş, onun tamamen karanlığa yönelmesinde önemli bir rol oynadı.

Ölümsüzlük ve Tatminsizlik
Lord Voldemort, gücü ve ölümsüzlüğü elde ettiğinde bile tatmin olmadı. Muggle’ları ve melez büyücüleri yok etmek, büyücü dünyasını safkanlara bırakmak bile ona yetmedi. Sürekli daha fazla güç istedi. Çünkü ne elde ederse etsin, onu mutlu edebilecek bir şey bulamıyordu. Belki de ölümsüzlük arayışının altında yatan sebep buydu: “Belki ölümsüz olursam, bu hayatta beni mutlu edebilecek bir şeyi kazanmış olurum.”
Ancak işler planladığı gibi gitmedi. Tüm gücüne rağmen, Harry Potter’ın annesi Lily’nin saf sevgisiyle yaptığı fedakârlık, onun tüm büyülerinden daha güçlü çıktı. Voldemort, en güçlü büyücü bile olsan sevginin büyüden üstün olduğunu fark edememişti.
Sonuç: Karanlığa Mahkûm Bir Hayat
Tom Riddle, yalnızca bir yetim olarak değil, sevgi ve şefkatten tamamen mahrum bir şekilde büyüdü. Bu eksiklik onu güç ve ölümsüzlük arayışına itti. Ancak ne elde ederse etsin, içindeki boşluğu dolduramadı. Sonunda, en büyük korkusuyla yüzleşti: Ölüm.
Belki de Lord Voldemort’un trajedisi tam da burada yatıyordu. O, en başından beri yalnızca kaybetmeye mahkûmdu. Çocukluğundan itibaren peşini bırakmayan talihsizlikler, onu karanlığa sürükledi ve o karanlığın içinde kayboldu.