Bu içerik spoiler içermektedir, Better Call Saul dizisini izlemediyseniz, lütfen içeriği okumayınız.

Bir yanda hukuk dünyasında saygın bir yer edinmiş, başarılı bir şirket olan HHM‘in kurucularından Chuck McGill; diğer yanda ise aynı aileden çıkmasına rağmen zekâsını kurnazlık ve dolandırıcılıkta kullandığı için “Slippin’ Jimmy” lakabını alan Jimmy McGill.
Diziyi izleyen çoğu kişi Chuck’a karşı olumsuz duygular beslemiş, “Böyle abi düşman başına!” diye düşünmüştür. Ancak bu kardeşlik bağının altındaki asıl dinamikleri anlayabilmek için, onların çocukluğuna ve geçmişlerine daha derinlemesine bakmak gerekir. Jimmy McGill ve Chuck McGill Arasındaki Abi Kardeş İlişkisi nasıldı? bunu daha detaylı açıklayalım.
Kaderleri Çocuklukta Yazılmıştı
Chuck, küçük yaşlardan itibaren Jimmy’nin kurnazlığa ve kolay para kazanmaya olan düşkünlüğünü fark etmişti. Ona yol göstermek, daha sorumlu ve ahlaklı biri yapabilmek için çaba sarf etti. Ancak Jimmy, içinde hep bir “Slippin’ Jimmy” ruhu taşıyordu. Daha çocukken bile babasının dükkânından gizlice para alıyor, hayatı hep kısa yoldan kazanma yolunu seçiyordu.
Chuck, kardeşinin bu huylarını görmezden gelemedi ve onun karakterine dair olumsuz bir yargı geliştirdi. Ancak ne olursa olsun McGill ailesinin göz bebeği her zaman Jimmy oldu. Ailesinin Jimmy’ye duyduğu özel sevgi, Chuck’ta istemsizce kıskançlığa ve kırgınlığa dönüştü. Tüm başarılarına ve ahlakına rağmen, aile içinde hak ettiği değeri göremediğine inanıyordu.
Bu kıskançlığın en somut örneklerinden biri, annelerinin ölüm anında yaşandı. Anne McGill, son nefesini verirken Jimmy‘nin adını sayıklamıştı. O sırada Jimmy dışarıdaydı ve bu son sözleri duyamadı. Ancak Chuck, bu gerçeği ona hiç söylemedi. İşte bu bile Chuck‘ın içinde ne kadar derin bir kırgınlık taşıdığını gösteren önemli bir detaydı.

Chuck Kardeşine Gerçekten Yardımcı Oldu mu?
Chuck’ı tamamen kötü biri olarak görmek haksızlık olur. Kardeşine defalarca destek olmaya çalıştı. Jimmy başını belaya soktuğunda ona yardım etti, HHM’i kurduktan sonra küçük de olsa bir iş verdi. Onun avukatlık yoluna girmesini sağladı, fakat Jimmy’nin değişebileceğine asla inanmadı.
Bu yüzden Jimmy hukuk fakültesinden mezun olup HHM’de çalışmak istediğinde, Chuck onu büyük bir hayal kırıklığına uğrattı. Howard Hamlin’in onu reddettiğini sanan Jimmy, aslında abisinin kendisini istemediğini çok sonra öğrendi. Chuck, kardeşinin asla gerçek bir avukat olamayacağını, onun zekâsının hukuku yozlaştıracağını düşünüyordu. Hukuk Chuck için kutsaldı ve Jimmy gibi “hileye” yatkın birinin bu dünyada yeri olmamalıydı.
Ancak Chuck, kardeşine doğrudan “Seni istemiyorum” diyemedi. Bunun yerine, Howard’a onu HHM’ye almaması gerektiğini söyledi. Bu noktada artık Chuck’ın Jimmy’ye karşı hiçbir iyi niyeti kalmadığını görebiliyoruz.
Chuck’ın Yalnızlığı ve Çöküşü
Chuck, her zaman yalnız bir insandı. Rebecca ile boşandıktan sonra elektromanyetik duyarlılık geliştirmesi bile aslında psikolojik bir çöküşün işaretiydi. Hayatta değer verdiği tek insanı kaybedince, hukuk bile onun için anlamını yitirdi. Öte yandan Jimmy, ne kadar kurnaz ve sahtekâr biri olarak bilinse de çevresinde hep dostları vardı. İnsanlar onunla vakit geçirmekten keyif alıyordu. Chuck ise sadece hukuka sarılmış, insan ilişkilerinde hep mesafeli kalmıştı.
Jimmy, Chuck ile ortak bir şeyler yapabilmek adına Sandpiper davasını başlattığında bile aralarındaki bağ düzelmedi. Tam aksine, süreç ilerledikçe aralarındaki uçurum daha da büyüdü. Sonunda Jimmy bile Chuck’tan tamamen uzaklaştı. İşte bu yalnızlık, Chuck‘ın çöküşünü hızlandıran en büyük etkenlerden biri oldu.

Her Şey Farklı Olabilir miydi?
Chuck, Jimmy hakkında büyük ölçüde haklıydı. Jimmy, her zaman kurnazlığını kullanacaktı ve bu huyundan asla vazgeçmeyecekti. Ancak belki de tek bir ihtimal vardı: Eğer HHM’de bir şans verilseydi, abisi tarafından saygı gördüğünü hissetseydi, belki de bambaşka bir yol çizebilirdi.
Ama Chuck, kardeşini asla kabul etmedi ve onun hukuk dünyasına giriş yapmasına izin vermedi. Sonunda iki kardeşin arasındaki ilişki bir daha onarılamayacak şekilde bozuldu ve bu çatışma, Chuck McGill‘in trajik sonunu hazırlayan en büyük etkenlerden biri oldu.